Deniz Akvaryumlarında Aydınlatma

DENİZ AKVARYUMLARINDA IŞIKLANDIRMA

Hayatın enerji kaynağı ışık

Spektrumunda dalga boyu 0,01 nanometre düzeyindeki kozmik ışınlardan 10-8 nanometre düzeyindeki mikro-dalgalara kadar çok geniş bir aralıktaki dalga boylarını içeren gün ışığı, dünyamıza 150 milyon kilometrelik bir mesafeyi yaklaşık 8 dakikada katederek ulaşır. İnsan gözünün algılayabildiği spektrum aralığı ise sadece 380-780 nm dalga boyları arasıdır (1 nanometre = 10-9 metre).

Resim 1: Gün ışığının görünür
aralıktaki spektrumu; oldukça düzgün ve her dalga
boyu bileşeninden yeterince içeriyor.

Görünür aralıktaki bütün dalga boylarını, taşıdıkları enerji açısından aşağı yukarı eşit miktarlarda içeren gün ışığı insan gözü tarafından beyaz olarak algılanır. Cisimlerin belirli dalga boylarını yansıtıp diğerlerini filtre etmesi nedeniyle görünür aralıktaki dalga boylarındaki eşit dağılım bozulunca farklı renk algılamaları ortaya çıkar. Örneğin resim 1'de görüldüğü gibi, 436-495 nm dalga boyları arası ışık mavi, 566-589 nm arası sarı olarak algılanır.

Aşağıdaki kimyasal denklem (resim 2) yaşamın temellerinden biridir. Fotosentetik canlılar, ışık enerjisinden yararlanarak, karbondioksit ve suyu hammadde olarak kullanıp fotosentezle glükoz ve oksijene dönüştürür. Fotosentezle üretilen birçok enerji yüklü besin çeşidinden sadece bir olan glükoz, oksijenli solunum sonucu tekrar karbondioksit, su ve canlılar için kullanılabilir enerjiye dönüştürülür.


Resim 2: Hayatın temel kimyasal denklemi: Fotosentezle glükoz üretimi, solunumla glükozun tekrar parçalanması

H2S gazını enerji kaynağı olarak kullanabilen bakterilerin yaşadığı hidrotermal ekosistemler gibi azınlığı oluşturan küçük ekolojiler dışında yaşamın temel enerji kaynağı ışıktır.

Fotosentezle ışık enerjisini şeker ve karbohidrat gibi enerji yüklü organik moleküllere dönüştüren bitkiler ve diğer fotosentetik canlılar, aynı zamanda bu moleküllerden enerji açığa çıkarılmasında önemli rol oynayan oksijeni de üretirler. Toplam besin maddesi gibi, yeryüzündeki toplam oksijen üretiminin yaklaşık %80'i okyanustaki fotosentetik planktonlar (foto-plankton) tarafından gerçekleştirilir. Geri kalan oksijen üretiminin ise büyük bir bölümü, bugün hala büyük bir hızla yok edilen yağmur ormanlarında gerçekleşir.

Bir yerde yaşam, bir enerji ekonomisi üzerinde kurulmuştur. Bir karidesi yutan balığın kazancı, karidesi sindirecek elde edip yaşamak, hareket etmek, büyümek ve üremek için kullanacağı enerjidir. Ödediği bedel ise, karidesi bulmak, yakalamak ve sindirmek için harcadığı enerjidir. Canlı, genel olarak, postu kaptırmadığı ve alışverişlerinde karlı çıktığı sürece yaşamına devam eder. Okyanus tabanı ve toprağın derinliğindeki, doğal yöntemlerle geri dönüşü olmayan enerji yüklü birikimler gibi ölü yatırımlara rağmen, hala bu kadar çok canlının karlılığını sürdürmesini sağlayan karşılıksız işletme kredisi ise güneşten gelen ışık enerjisidir.

Işığın parametreleri
Işık spektrumu (dalga boyu bileşenleri)

En saf ışık dahi tek bir dalga boyunu değil belirli bir aralıktaki dalga boyu bileşenlerini içerir. Işığın spektrumu, ışığın hangi dalga boyunu enerji veya güç birimleri açısından ne kadar içerdiğini gösteren bir grafiktir. Örneğin göze beyaz gözüken gün ışığı (resim 1), görünür aralıktaki dalga boylarını aşağı yukarı eşit miktarda içerir. Fakat içerdiği dalga boyu ileşenleri görünür aralıkla da sınırlı kalmaz; solda ultra-viyole, sağda infra_red ışınlarıyla devam eder. Görünür aralıktaki (380-780 nm) her dalga boyu insan gözü tarafından farklı bir renk olarak algılanır.

Örneğin yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi 627-780 nm aralığındaki dalga boyu bileşenlerinden oluşan ışık insan gözüne kırmızı görünür. Farklı dalga boylarının karışımları farklı renkleri oluşturur.

 

Dalga boyu

İsim/renk

100 - 380 nm

ultra-viyole

380 - 436 nm

mor

436 - 495 nm

mavi

495 - 566 nm

yeşil

566 - 589 nm

sarı

589 - 627 nm

turuncu

627 - 780 nm

kırmızı

780 - 10.000 nm

infra-red

 

Resim 3: Temiz ve berrak suda, %1 düzeyine indirgenene kadar hangi dalga boyunun ne kadar derine ulaşabildiğini gösteren grafik. Kırmızı ilk filtre edilen, mavi ise en derine ulaşabilen dalga boyudur.

Su bir renk filtresidir. Bir göl veya okyanusta, daha ilk üç metrede kırmızı ışığın çoğu su tarafından absorbe edilir. Sarı ışık biraz daha derine, 6-7 metreye ulaşabilir. Sonra yok olma sırası yeşile gelir. 15-20 metreden sonra mavi ve mordan başka renk kalmaz. Bu nedenle okyanus belirli bir derinlikten sonra dalgıçlara hep mavi tonlarında gözükür. Üç metre derinliğe kadar kırmızı gözüken bir balık, 3 metreden sonra gri-mavi gözükebilir. Bu sayede, sığ sularda parlak kırmızı rengiyle göze çarpan bir balık daha derinlere inerek kendini kamufle edebilir. Üç metreden daha derinlere inen mercan kayalıklarının canlı kırmızı, sarı, yeşil ve diğer renklerini göstermek için sualtı fotoğrafçıları geniş spektrumlu suni ışıklandırma sistemleri kullanmak zorundadır.

Farklı renkler suda farklı düzeylerde absorbe edildikleri için, denizlerde her derinlik farklı bir spektrum karakterine sahiptir. Üç metreye kadarki sığ sularda spektrum gün ışığına çok yakındır. Bu derinlikten sonra sırayla kırmızı, sarı ve yeşil ışığın soğurulmasıyla gitgide spektrumun sağından soluna doğru bir düşüş göze çarpar. 15-20 metreden sonra spektrumda mavi ve mor renkler ağırlık taşır, diğer renkler spektrumda çok zayıf yer alır.

Her canlı, özellikle de simbiyotik omurgasızlar, bulunduğu derinliğin spektrum özelliklerine uyum sağlamıştır. Bu bakımdan, bir deniz akvaryumundaki ışıklandırmayı tasarlarken, bakılması düşünülen canlıların doğal ortamlarında hangi derinliklerde yaşadığını bilmek önemlidir.

Örneğin derinlerde yaşayan bir disk anemonundaki simbiyotik algler ancak mavi-mor ışık altında verimli fotosentez yapabilir. Akvaryumdaki suni ışıklandırma çok güçlü dahi olsa, mavi-mor dalga boylarını yeterince içermiyorsa, bu disk anemonu, simbiyotik algleri fotosentez yapamadığı için açlık çeker ve bir süre sonra ölür. Veya aynı anemon, doğal ortamında bulunmadığı için sığ sulardaki akrabaları gibi savunma geliştirmediği suni infra-red ışınları tarafından yakılabilir. Yani spektrumdaki bir eksiklik kadar, bir fazlalık da canlıya zarar verebilir.

Tuz, sudaki renk filtrasyonunu önemli ölçüde etkilemez; saf su ve tuzlu suyun filtrasyon özelliği aşağı yukarı aynıdır. Ancak plankton gibi bulut oluşturan canlılar, özellikle sarı renk oluşturan organik kirlilik ve tortular ışık ve renk filtrasyonunu arttıran faktörlerdir. Temiz ve berrak sularda 100 metre derinliklere kadar fotosentez gerçekleşebilirken kirli ve tortulu sularda bu derinlik 10-20 metre düzeylerine kadar düşebilir. Dünyamızdaki önemli sert mercan kolonilerinin hepsinin çok temiz ve berrak sulara uyum sağlamış oldukları düşünülürse, çevre kirliliğinin bu koloniler üzerinde yarattığı tehlikenin ne kadar büyük olduğu anlaşılabilir.

Resim 4:Aydınlatma/parlaklık hissi açısından insan gözünün en duyarlı olduğu dalga boyu 550 nm, yani sarı ışıktır.

Işık gücü (Lumens, miliWatt) ve şiddeti (Lux, miliWatt/m2)

Işığın birim zamanda yaydığı enerji, yani ışığın fiziksel gücü, miliWatt birimiyle ölçülür. Işığın birim zamanda birim alana yaydığı enerji, yani ışığın fiziksel şiddeti ise miliWatt/m2 birimiyle belirtilir.

İnsan gözünün algıladığı aydınlatma gücü Lumens, şiddeti ise Lux birimleriyle ölçülür. Ev veya işyerlerini aydınlatmak amacıyla kullanılan lambaların çoğunun üzerinde belirtilen Lumens değerleri hesaplanırken hassasiyet eğrisi göz önüne alınır. Diğer bir deyişle, Lumens ve Lux, gerçek fiziksel güç ve şiddet değerlerini değil, insan gözü tarafından algılanan psiko-değerleri gösterir.

Aydınlanma hissi açısından ortalama insan gözünün hangi dalga boylarına ne kadar duyarlı olduğu yukarıdaki hassasiyet eğrisinde (resim 4) görülebilir. Bu eğriye göre, insan gözü en çok dalga boyu 550 nm civarındaki sarı ışığa duyarlıdır. Görünür aralığın dışında (380-780 nm) hassasiyet sıfırdır.

Örneğin, insanın algılayabildiği 380-780 nm dalga boyları dışında kalan spektrum bileşenlerinin fiziksel güce (miliWatt) katkısı varken, Lumens değerine hiçbir katkısı yoktur. Dolayısıyla, görünür dalga boyları dışındaki bileşenlerin taşıdığı toplam enerji, Lumens ile ölçülen psiko-aydınlatma açısından bir kayıptır.

Akvaryumlar dahil birçok biyolojik sistemde, gerekli olan ışık şiddetini belirtmek için bilimde genellikle Lux yerine miliWatt kullanılır; çünkü birçok canlı türü, algılamada veya fotosentez işlemlerinde ışığa karşı, insan gözünden farklı duyarlılık özellikleri gösterirler. Örneğin bir disk anemonunda yaşayan zooxanthellae yosunları, insanın algılayamadığı çok küçük bir dalga boyundaki ışığı fotosentezde kullanabilir. Veya geceleri aktif olan bir karides türü, insanın göremediği bir ışığı algılayıp çevresini görebilir. Yani, deniz akvaryumu gibi biyolojik bir sistemin yararlandığı veya etkilendiği dalga boyları, insan gözüne görünür spektrum aralığıyla sınırlı değildir.

Özetle, akvaryum gibi çok farklı özelliklerdeki canlı türlerinin yaşadığı biyolojik sistemler için gerçek fiziksel güç ve şiddet değerlerini belirten miliWatt ve miliWatt/m2 birimlerini kullanmak daha doğrudur. İnsan gözüne yönelik aydınlatma sistemleri için ise psiko güç ve şiddet değerlerini belirten Lumens ve Lux değerleri kullanılabilir. Lambaların çoğunun üzerinde sadece Lumens değeri belirtilse de, miliWatt değerleri üretici firmadan öğrenilebilir.

Görünür dalga boyu aralığında düz bir spektruma (enerji içeriği olarak her dalga boyundan eşit miktarda) sahip gün ışığı lambaları için bir yaklaşım olarak 1 Lux = 0,48 miliWatt/m2 denebilir. Bu yaklaşım, mor ışıklı UV veya mavi ışıklı aktinik mavi gibi ışık spekturumu düz olmayıp da belirli dalga boylarında yoğunlaşmış lambalar için geçerli değildir.

Güçlü ışık gerektiren simbiyotik omurgasızlar için, en azından günün 5-6 saatinde 10000-15000 miliWatt/m2 şiddetinde (gün ışığı lambalarıyla yaklaşık 20000-30000 Lux) ışıklandırma gerekir. Örneğin elimizde yüzeyi 1 m2'lik bir akvaryum ve gün ışığı lambaları varsa, bu lambaların toplam Lumens değerinin, akvaryum kapağı içinde yansıma ve soğurulmadan dolayı hiç kayıp olmadığını varsayarsak 20000-30000 arası olması gerekir. Gerçekte ise, en iyi yansıtıcılarla bile en azından %20-25 kayıp vardır.

Spektrum özellikleri gibi gibi ışık şiddeti de suyun derinliğine bağlıdır ve derinlere indikçe azalır. Örneğin Kızıldeniz'de, tortusuz berrak suda öğlen yapılan psiko-şiddet ölçümleri yaklaşık olarak şu değerleri vermiştir (Dustan, 1982):

Derinlik

Şiddet (Lux)

0

120.000

3

60.000

15

15.000

20

3.000

Akvaryumda da denizlerde olduğu gibi, derine indikçe ışık şiddeti düşer, ancak bir farkla: Denizde 1 metrede görülen soğurulma, yani şiddet azalış oranı akvaryumda yaklaşık 1 cm içinde gerçekleşir.

Bu derinik ve ışık şiddeti ilişkisi gösteriyor ki, bir akvaryumdaki ışık sistemini tasarlarken, sadece spektrum açısından değil, ışık şiddeti açısından da canlıların doğal olarak hangi derinliklerde yaşadığını bilmek önemlidir; özellikle de bu canlılar alglerinin fotosentezine bağımlı simbiyotik omurgasızlarsa. Derin sularda yaşayan simbiyotik mercanları, uygun spektrumlu floresan lambalarıyla yaşatmak mümkünken, sığ su mercanlarını yaşatabilmek için güçlü metal-halide lambalarına ihtiyaç vardır. Ayrıca göreceli olarak daha çok ışık seven mercan türleri akvaryumda yüzeye daha yakın bir konuma yerleştirilebilir. Başka bir akvaryumdaki düşük ışık şiddetinden gelen bir mercanı da doğrudan lamba altında yüksek ışık şiddetiyle karşı karşıya bırakmak doğru değildir. Önce lambadan uzak derin bir köşeye yerleştirilmeli, sonra aşamalarla lambaya yaklaştırılarak daha yüksek ışık şiddetine alışması sağlanmalıdır.

Tropik bölgelerde dahi ışık şiddeti ve spektrumu, mevsimlere, hava durumuna ve günün saatine göre değişir. Yüzeydeki dalgalar da derinlere inen ışık şiddetini etkiler. Bu nedenle canlılar belirli ölçüler içinde değişken ışık şartlarına uyum sağlayabilecek bir yapıdadırlar.

Renk sıcaklığı (Kelvin)
Işığı hiç yansıtmayan siyah bir kütlenin, ısıtıldığında hangi sıcaklıkta hangi spektrum özelliklerinde ışık yaydığı referans alınarak belirlenen ve Kelvin (0°C = 273°Kelvin) sıcaklık derecesiyle belirtilen kalitatif bir yaklaşım değeridir. Örneğin spektrum özelliği, 1800 K derecesinde ısıtılmış bir siyah kütlenin yaydığı ışığa benzediği için mum ışığının renk sıcaklığına 1800 K denir. Batan güneş ışığının renk sıcaklığı 2500-3900 K, öğle güneşinin 5000-5500 K, bulutlu gökyüzünün 7000-8000 K, bulutsuz açık mavi gökyüzünün ise 20000-30000 K'dır. Genel olarak, renk sıcaklığı arttıkça spektrumda kırmızı ağırlıklı tonlardan daha yüksek frekanslı mavi ağırlıklı tonlara doğru geçiş olur.

Örnek: Bazı floresan lamba tipleri ve Kelvin değerleri

Sıcak beyaz (warm white)

3000 K

Soğuk beyaz (cool white)

4100 K

Gün ışığı (day light)

6500 K

Aktinik mavi (actinic blue)

20000 K

Renk sıcaklığı 5000 K'nin altında olan floresan tipleri ve HQL lambaları deniz akvaryumları için uygun değildir. Sığ su canlıları için ışık spektrumu mümkün olduğu kadar gün ışığınınkine yakın, yani renk sıcaklığı değeriyle 5500-6500 K arasında olmalıdır. Derinlere inildikçe mavi ton payı arttığı ve renk sıcaklığı yükseldiği için, derin su canlıları için lambalar daha yüksek Kelvin değerlilerden seçilmelidir. Örneğin doğada 10-15 metre arası derinliklerde yaşayan canlıları akvaryumda yaşatabilmek için gerekli suni ışığın renk sıcaklığı 6500 K - 7500 K arası değerlerdir. Bu değerlere örneğin aktinik mavi floresanla desteklenmiş metal-halid lambalarıyla ulaşılabilir.

Renk gösterme indexi (CRI: Colour Rendition Index)
CRI, herhangi bir suni ışık kaynağının, gün ışığına kıyaslandığında, nesnelerin doğal renklerinin insan gözü tarafından ne derecede görülmesini sağladığını belirten, kıyaslama amaçlı kullanılan standart bir psiko ölçüttür. Doğal renkleri en iyi gösterdiği kabul edilen gün ışığının CRI değeri 100'dür. Genel olarak, cisimlerin ve canlıların doğal renklerini gösterebilmesi açısından lambaların CRI değerlerinin 90'ın üzerinde olması istenir. Bu, akvaryumların seyir zevki için de geçerlidir. Ancak unutulmamalıdır ki deniz akvaryumlarında seyir zevkinden önce gelen kriter canlıların gereksinimi olmalıdır. Örneğin derin su simbiyotik mercanları için, CRI değeri düşük olmasına rağmen aktinik mavi floresan ışıklandırması gerekebilir.

Işıklandırma süresi ve düzeni
Akvaryumlar için en uygun aydınlatma süresi günde 10-12 saattir. Farklı spektrum özelliklerindeki birden fazla lamba ve saatli elektrik şalterleri kullanılarak, güneşin doğuşundan batışına kadarki süreç kabaca canlandırılabilir. Örneğin sabah 3 saat gün ışığı floresan lambası, öğlen buna ek olarak 4 saat güçlü bir metal-halide aydınlatması, sonra tekrar 3 saat gün ışığı (veya gün batışının kırmızı tonlarına yaklaştırmak isteniyorsa gün ışığı yerine sıcak beyaz floresan). Işıklar kapandıktan sonra düşük wattlı bir mavi ampul yakılarak bazı deniz canlılarının sperm ve yumurtalarını suya senkronize (eş zamanlı) bırakarak üremesi için gerekli olan ay ışığı dahi canlandırılabilir.

Bazı deniz biyologlari, simbiyotik mercanlar için ışık şiddetinin sabit kalmadan sürekli değişmesinin yaşamsal önem taşıdığını ileri sürerler. Doğada sürekli ışık değişimini başta dalgalar, sonra da bulut hareketleri sağlar. Bazı modern gösteri akvaryumlarında motorla yaratılan suni dalgalar, yüzeydeki su sirkülasyonu için olduğu kadar mercanlara ulaşan periyodik değişken ışık rejimi açısından da önem taşır.

Resim 5: Giesemann Sunrise 260 model, mikroprosesörlü ve programlanabilir askılı ışıklandırma sistemi. Alt resimde alttan görünüş; 4 floresan lamba ve reflektör.

 

Floresan lambaları
Farklı spektrum özelliklerinde çok çeşitli tipleri olan floresan lambaları, yüksekliği 45 cm'ye kadar olan, düşük ve orta şiddetteki ışıkla yetinebilen canlıların bulunduğu deniz akvaryumlarında kullanılabilir. Deniz akvaryumlarına uygun spektrum özelliklerini sağlamak için gün ışığı ve aktinik mavi lambalar kombine edilmelidir. Derin su canlıları gibi, sığ sularda yaşasalar dahi yerleşmek için kaya altı gibi gölgelikleri seçen canlılar da, genellikle yüksek ışık şiddeti gerektirmedikleri için floresan lambalarıyla aydınlatılan akvaryumlara uyum sağlayabilirler.

Parlak yüzeyli alüminyum yansıtıcılar kullanmak floresanlı aydınlatmanın verimini iki katına kadar çıkarabilir. Kullanıldıkça verimi düşen ve spektrum özellikleri bozulan floresan lambalarının en az yılda bir yenilenmesi gerekir. Birden çok lamba kullanılıyorsa, hepsini birden değil de, ikişer hafta arayla sırayla yenilmek, canlılara değişen ışık şartlarına uyum sağlamak için fırsat verecektir.

Metal-halide (HQI) lambaları
Yüksek ışık şiddeti gerektiren simbiyotik sığ su mercanları, istridyeler ve diğer simbiyotik canlılar yaşatılmak istenityorsa metal halide (HQI) lambalarının kullanılması kaçınılmaz olur. Gerçekte birçok omurgasız türünün yaşatılması ve üretilmesi ancak güçlü HQI lambaları piyasaya çıktıktan sonra mümkün olmuştur. Sadece ışık gücüyle değil, gün ışığına çok yakın düzgün dağılımlı spektrum özellikleriyle de HQI lambaları deniz akvaryumları için ideal sayılırlar.

Resim 6: Giesemann HQI 260 model, mikroprosesörlü ve programlanabilir askılı ışıklandırma sistemi. Alt resimde alttan görünüş; 2 HQI ampulu, 2 mavi floresan ve ortada 1 mavi ayışığı ampulü. Bu sistemle ayışığı, ve hatta düzensiz gelip geçen bulut gölgeleri bile simüle edilebiliyor.

Metal-halide (HQI) lambaları
Yüksek ışık şiddeti gerektiren simbiyotik sığ su mercanları, istridyeler ve diğer simbiyotik canlılar yaşatılmak istenityorsa metal halide (HQI) lambalarının kullanılması kaçınılmaz olur. Gerçekte birçok omurgasız türünün yaşatılması ve üretilmesi ancak güçlü HQI lambaları piyasaya çıktıktan sonra mümkün olmuştur. Sadece ışık gücüyle değil, gün ışığına çok yakın düzgün dağılımlı spektrum özellikleriyle de HQI lambaları deniz akvaryumları için ideal sayılırlar.

5500 K renk sıcaklığındaki gün ışığı ampullerinin yanında, daha çok mavi ton içeren 6500 K ve 7500 K gibi HQI ampul tiplerinin bulunması, farklı derinliklerden gelen deniz canlıları için de uygun ışıklandırma olanağı sağlayarak HQI lambalarının deniz akvaryumlarındaki kullanım alanını genişletir.

HQI lambasının dezavantajları, biraz pahalı olması ve fazlaca ısıtmasıdır. Çok ısındığı ve yakında duran canlıları yakabilecek infra-red ışınları yaydığı için su yüzeyinden en az 30 cm yukarıda durmalıdır. Akvaryumlar için üretilen bazı HQI lambalarının havalandırmalı soğutma sistemleri vardır. Su sıçramalarına karşı yüksek basınçlı HQI ampulleri, bir cam veya akrilik pencereyle korunmalıdır. Bu pencere, aynı zamanda zararlı UV ışınlarının da bir bölümünü filtre eder. Zararlı UV ışınları nedeniyle metal-halide lambalarına doğrudan çıplak gözle bakmamak gerekir.

Elektrik harcaması 75W ile 400W arasında değişen HQI ampulleri vardır. Yüksekliği 65 cm'ye kadar olan akvaryumlarda genellikle 150W veya 175W ampuller tercih edilir. Böyle bir ampul, 65x65 cm'lik bir akvaryum yüzeyi için yeterlidir; örneğin 130x65x60 ölçülerindeki bir deniz akvaryumu için iki adet ampul yeterli olur. Derinliği 65 cm'den fazla olan akvaryumlar için ise 250W veya 400W ampuller kullanmak gerekir. HQI ampullerinin kullanım ömrü ortalama 6000 saat kadardır.

Yüksek basınçlı cıva buharı (HQL) lambaları
Deniz akvaryumlarında kullanılmamasına rağmen, konu bütünlüğü açısından HQL lambalarına da değinmeyi uygun gördük.

HQI lambalarının tersine, HQL lambalarının ışık spektrumu son derece düzensiz ve inişli çıkışlıdır. 400, 600, 700 nm gibi bazı dalga boylarında fazlaca ışık yayarken, 450, 550, 650 ve 750 nm gibi dalga boylarını çok az yayar. Bu spektrum özelliğiyle HQL lambaları, bitkili tatlısu akvaryumlarında iyi sonuç vermesine rağmen deniz akvaryumları için elverişli değildir. Ayrıca spektrumunda birçok renk bileşeni çok zayıf olduğu için renk gösterim indexi (CRI) düşüktür.