Akvaryumda Aktif Karbon Kullanımı

Suda çözünmüş maddelerin mekanik yollardan ayrıştırılması mümkün değildir (bu yazının konusu dışında olsalar da tuzlusu akvaryumlarında kullanılan protein ayrıştırıcılar belli noktalarda buna aykırılık gösterirler) Mümkün gibi gözükmese de yine de akvaryum suyunda bulunmasını istemediğimiz maddelerden kurtulmamız gerekmektedir. Bu gibi durumlarda tıpkı gerçek hayatta inşaat mühendisi, makine mühendisi gibi mekanikçilerin çözüm üretemediği durumlarda kimya mühendislerinin devreye girmesi gibi, kimya yardımımıza yetişir.

O halde kimyasal filtrasyon yapmadan önce suyun kimyasından, olması gereken değerlerden haberdar olmalıyız. Tecrübeli akvaristler gözlemler yaparak akvaryumlarında olup biteni anlayabilirler ama tecrübesiz olanların mutlaka ölçümler yapması gereklidir. Hastalığın ne olduğunu anlamadan reçete yazılamadığı gibi, sorunun ne olduğu anlaşılmadan da kimyasal filtrasyona başvurulmaz.

Kimyasal filtrasyondan geçen suyun gözle görülür özellikleri değiştiği gibi aynı zamanda gözle göremediğimiz özellikleri de olumlu veya olumsuz anlamda değişikliğe uğrar. Sonuçta kimya, olumsuz olan her şeyi bir anda mükemmel hale getiremez. Sadece belirli maddelere belirli miktarlarda etki yapabilir. O yüzden akvaryumda asıl olan mekanik ve biyolojik filtrasyondur. Ancak çeşitli sebeplerle bu ikisinin yetersiz kaldığı durumlarda kullanılmalıdır. Kimyasal filtrasyonun mekanik ve biyolojik filtrasyondan önemli bir farkı düzenli kullanmak durumunda olmamanızdır: Belirli bir amaç için kullanılır, sonuca ulaşınca da bitirilir. Kimyasal filtrasyon kullanırken hangi sonucu almak için kullandığımızı, bu sırada ne gibi zararları olabileceğini bilmemiz gerekir.

Kimyasal filtrasyona belki de en çok bazı organik maddelerden kurtulmak için ihtiyaç duyarız. Akvaryumun içinde bulunan organik yaşamdan ötürü zamanla bazı bileşiklerin miktarı artar. Bitkiler, rakip bitkilerle başa çıkabilmek için bazı kimyasallar salgılarlar, aynı şekilde balıklar hem atık olarak hem de yaşamın doğal bir sonucu olarak suya kimyasallar salgılarlar. Akvarist bunu görsel olarak görebilir ve koklayabilir. Suyun renginin zamanla sarımsı olmasının sebebi bu organik atıklardır. Bu atıkları yok etmenin en kolay yolu aktif karbon kullanmaktır. Aktif karbon kullanımıyla hem renk hem de koku kısa sürede normale dönecektir.

Aktif karbon, bir elektrikli süpürge gibi çalıştığından yapısına neyi çektiğini ayırt edemez. Akvaristin işine yarayacak bazı maddelerde bu çekime kapılabilir. Örneğin şelatlanmış bakır ve demir gibi bazı eser elementler aktif karbonun gazabına uğrayabilir. Benzer şekilde hümik asitler de aktif karbon tarafından yakalanır. Aslında suya sarı renk veren maddelerin başında olmasına rağmen bazı durumlarda akvaryumdaki varlıkları çok önemlidir. Özellikle bitkili akvaryumlarda önemli görevleri vardır. Dolayısıyla bitkili akvaryumlarda aktif karbon kullanırken biraz daha dikkatli olmalıyız ve ihtiyacımız kalmadığında kimyasal filtrasyona son vermeliyiz.

Akvaryumlarda kimyasal filtrasyon amacıyla kullanılan hemen her ürünün sınırlı süre yetecek kapasitesi vardır. Diğerleri gibi aktif karbon da bir süre sonra çekim etkisini kaybedecektir. Bunun ne zaman olacağını ise kimse bilemez. Sudaki kimyasal yük, suyun çevrim hızı, kullanılan aktif karbonun özellikleri bu sürede belirleyici olur. Bu yüzden aktif karbon hangi maksatla kullanıldıysa, akvaryum dikkatle gözlenip süreç kontrol altında tutulmalıdır. Eğer hedef kimyasal bir miktar azalmış fakat tamamen sona ermemişse aktif karbonun yenilenmesi gerekebilir.

Aktif karbondan son olarak mekanik filtrasyon malzemesi olarak da yararlanabiliriz. Çok küçük gözenekler içerdiğinden kimyasal anlamda olmasa bile mekanik anlamda filtrasyona katkıda bulunabilir. Yine de kimyasal olarak zamanı geçmiş bir karbonu amacı dışında akvaryumda tutmayı ben pek doğru bulmuyorum. Eğer karbonla işiniz bittiyse veya artık değiştirilmesi gerekliyse ya tamamen kaldırılmalıdır ya da değişiklik yapılmalıdır.

Kimyasal filtrasyona ihtiyaç duymamızın başka bir sebebi de fosfat elementidir. Fosfatı yok etmek için kullanılan iki kimyasal vardır. En çok tercih edileni alüminyum oksitlerdir. Küçük taneli yapıdadır ve özel bir filtre içinde kullanılmalıdır. Tıpkı aktif karbonda olduğu gibi, suyun akışı içinde kalmalı ve yüzey teması mümkün olduğunca arttırılmalıdır. Yine karbonda olduğu gibi ömrünün ne zaman bittiği tam olarak bilinemez. Üreticinin önerilerine ve kendi gözlemlerinize göre bu süreyi tayin etmelisiniz. 

Alüminyum oksitler sayesine silikatlar da sudan uzaklaştırılır. Yosun sorunu yaşayanlar için kullanılması mantıklı olabilir. Suya fosfat ve silikat katan etkiyi tespit ettikten sonra uygulanmalıdır, çünkü diğer türlü sonuç almak mümkün olmaz.

Azot türevlerini azaltmak için en çok kullanılan madde zeolittir. Bu madde azot iyonlarını yakalayarak yerine sodyum bırakır ve çözünmüş madde miktarının artmasına sebep olur. Suda sürekli kullanımları doğru değildir Bunun yerine gerek duyulduğunda kontrollü olarak kullanılmalıdırlar.

Suyu yumuşatmak için kullanılabilecek bir ürün ise torftur. Torf, kömür oluşumunun başlangıcıdır. Bitkiler, ölüp oksijensiz ortamlarda katmalar oluşturduğunda kısmen bozulurlar ama tamamen çözünmezler. Çünkü düşük sıcaklıklar ve pH değerleri sayesinde bakterilerin ve mikropların çoğalmasını engeller. Çözünme çok yavaş olduğundan katmanların oluşma hızı çözünme hızını geçer. Ölü bitkiler zamanla katmanlar halinde sıkışır.

Torfun bünyesinde hümik asitler bulunur. Hümik asitler ise yapılarında pozitif çok yüklü iyonları şelatlayabilen asit grupları içerir. Bu basit bir özellik gibi gözükse de altında yatan anlam canlılar için çok büyüktür. Mg++, Ca++, Fe++ gibi yaşam için çok önemli olan iyonun yanında, özellikle bitkiler için önem arz eden eser elementler bu kapsam içindedir. Böylece sudaki Ca ve Mg iyonlarını yapılarına katarak yerine H+ iyonları verirler. Böylece hem su sertliği azalmış ve hem de pH düşürülmüş olur.

Kimyasal filtrasyon akvaryuma ekstra bir katkıdır. Yani öncelikle mekanik ve biyolojik filtrasyon için yeterli filtre kullanılıyor olmalıdır. Eğer kimyasal filtrasyon yapılacaksa mevcut filtrelerden mekanik ve biyolojik filtrasyonu azaltarak değil ayrı bir filtreyle yapılmalıdır. Zaten kimyasal filtrasyon geçici olacağı için işi bitince akvaryumdan çıkarılır. Bu yüzden kimyasal filtrasyon için en uygun seçenek iç filtrelerdir. Bunlar, akvaryum camının bir kenarına vantuzlar aracılığıyla asılan, üst kısmında bir motor, alt kısmında da filtrasyon malzemesinin konulacağı bir hazne içeren cihazlardır. Motor dışarıya su verecek şekilde çalışınca, alt haznede bir basınç yaratır ve akvaryumdan hazneye su dolar. Dolan su, filtrasyon malzemesinden geçtikten sonra motordan dışarı atılır. İç filtreler küçük haznelere sahip olsalarda kolay kullanım ve kolay temizlenme özellikleri tercih sebebidir. Yani, küçük kapasitelerine rağmen kimyasal filtrasyon için faydalı cihazlardır.