Güvercin Bakımı, Beslenmesi, Hastalıkları

GÜVERCİN KÜMESİ FOTOĞRAFLARI

GÜVERCİN HASTALIKLARI

 

GÜVERCİN VÜCUDU 2GÜVERCİN VÜCUDU 1

 

 


BESLENME HASTALIKLARI

Sindirim bozukluklarının önüne geçmek için kuşların yeni yem rejimine geçişleri yavaş yavaş olmalıdır. Yüksek enerjili gıdalarla beslenme yağlanmaya neden olur. Yağlanma ise kas ve iskelet sistemi hastalıklarına, uçuş performansında gerilemeye ve özellikle dişilerde yavru ve yumurta veriminin azalmasına yol açar. Yağlanmanın tersine açlık sonucu da bazı rahatsızlıklar görülebilir. Haftalık kilo kaybı %1 'i geçmemelidir. Bozuk yem tüketimi ve yemleme alışkanlığının değiştirilmesi sonucunda basit ve hemorajik enteritis oluşur. Dehidrasyon, fazla ufalanmış taş varlığı aşırı yağlanma sonucu konstipasyon görülebilir. Kuşlara yeter miktarda ufalanmış taş verilmediğinde de tane yemler tam sindirilmeden dışkı ile dışarı atılır. Kuşlarda beslenmeye bağlı olarak görülen diğer rahatsızlıklar; özellikle yemlere fare dışkısı bulaşması sonucu görülen Salmonela ve Pastoralle, küflü yem tüketimden kaynaklanan solunum yollarında mantar oluşumları ve iyot eksikliği sonucu oluşan strumayı sayabiriz.

 

GELİŞME ZAYIFLIĞI

Dengesiz beslenme ve enerji noksanlığı sonucu gözlenen bu olayda büyük bir kafa, ince ayaklar, soluk deri, tüylerin yönünün karışması, gecikmiş tüylenme ve dengesiz kilo alımı gözlenir. Tedavi için yeterli ve dengeli rasyonlar hazırlanmalıdır.

 

HASTALIKLAR MİKROBU KARAKTERİSTİK BELİRTİLERİ:

 

Streptococcosis: (Bakteri) 

Ayak ve kanat eklemlerinde iltihaplanma ve açık yara oluşumu. Belirgin ağırlık kaybı, kayıtsızlık, yeşilimsi çamur gibi ishal, kusma, karın ve bağırsak bölgesinde şişkinlik, kanın renginde koyulaşma ve eflatunumsu bir renk alma. Göğüs tüyleri aralanarak bu renk tespit edilebilir. Genel olarak performans kaybı. İleri aşamalarda felç ve ölüm gözlenebilir.

 

Pasteurelosis: (Bakteri)

 Hastalık birden ve ani bir gelişim gösterir. Kuşun ateşi süratle yükselir. Yeme karşı aşırı isteksizlik, hatta yem yememe durumu vardır. Genel bir kayıtsızlık hali ile birlikte sulu sarı – yeşil bir ishal başlar. İleri aşamalarda bazen dışkıda kan gözlenebilir. Solunum yolları sorunları, aksırma, yüzde şişlik gelişebilir. 3 – 10 gün arasında ölüm ile sonuçlanır. Ölüm öncesi ayakta duramama ve titreme hali vardır. Ölüm çırpıntılı bir şekilde olur.

 

Tuberculosis: (Bakteri)

 Sinsi bir şekilde gelişen bu hastalığın ilaçla tedavisi bulunmamaktadır. Kuşlarda belirgin kilo kaybı ile kendini belli eder. Gözlerde, tüylerde, ağız içi mükozasında belirgin bir renk kaybı ve solukluk vardır. Kansızlık ve ishalin yanı sıra, özellikle baş üstü tüylerinde dökülme ve kelleşmeler, bölgesel lenf bezlerinde şişme ve yerel yaralar oluşabilir. Başka hastalıklarla birlikte seyretme eğilimindedir. Hastalık genellikle ölümle sonuçlanmaktadır.

 

Salmonella: (Bakteri)

Çok sayıda yavru ölümü dikkat çekicidir. Hasta kuşlarda cıvık kaygan bir ishal vardır. Dışkı bol sulu ve yeşilimsidir. Dışkıda köpük ve sindirilmemiş yem parçaları gözlenebilir. Ağırlık kaybı ve uyuşukluk ilk belirtilerdir. Sonraki aşamalarda diz ve kanat eklem yerlerinde ur şeklinde şişmeler gözlenir. Urların içi sert değildir ve ısısı diğer vücut bölgelerine göre daha sıcaktır. Kanat düşürme, tek ayak üzerinde durma ve topallama gözlenebilir. Mikrobun beyne yerleşmesi durumunda, sinir sistemi sorunları, kafanın ileri geri hareketleri ( sallabaş ) gözlenebilir. Bu aşamada ölümcül olabilir.

 

E – Coli: (Bakteri)

 Yeşilimsi ve sarı tonlarda sulu ishal ile kendini gösterir. Dışkının kokusu normalden daha kötüdür. Yeme karşı isteksizlik, aşırı ve çabuk zayıflama, kayıtsızlık, durgunluk, performans kaybı dikkat çekicidir. Hastalığın ileri aşamalarında mikrobun vücudun diğer organlarına yayılmasına bağlı olarak, kanatta tutulma, ayakta tutulma gibi durumlara bağlı olarak gelişen uçamama, topallama ve yürüyememe halleri gözlenebilir.

 

Ornithosis: (Bakteri) 

Uzun süre belirti vermeden sinsi bir şekilde seyreden hastalıktır. Hasta kuşlarda performans kaybı, yavrularda yavaş gelişme, iştahsızlık ve tüy kabartma, kilo kaybı, titreme, yeşilimsi ishal ve solunum yolları sorunları gözlenir. Özellikle kuşun tek gözünde yaşarma, akıntı ve göz etrafında halka şeklinde şiş ve kızarıklık karakteristik belirtisidir. İleri aşamalarda tek gözde körlük gelişebilir.

 

Coryza: (Bakteri) 

Solunum yolları sorunları, her iki gözde de yaşarma, burun akıntısı, kokulu sümük. Özellikle kuşun boğazında balgama benzer şekilde sümük oluşumu vardır. Hırıltılı soluma, solunum zorluğu, hırıltılı ses tonları, sulu yeşilimsi ishal, ağırlık kaybı, sinüslerde ve buna bağlı olarak yüzde şişlik hali gözlenir.

 

Haemophillus: (Bakteri) 

Solunum yolları problemleri, nefes darlığı, aksırma gibi belirtilerin yanı sıra, belirgin olarak göz sulanması ve burun akıntısı vardır. Hastalığın ayırt edici özelliği kuşun her iki gözünde de görülen göz kapakları ve iç dokulardaki belirgin şişmedir.

 

Mycoplasmosis: (Bakteri)

 Coryza ile aynı belirtilere sahiptir. Farklı olarak kuşun ateşinde yükselme vardır ve durgunluk hali daha belirgindir. Ayrıca solunum yetersizliğine bağlı olarak kuşun yetersiz oksijen alması sonucu kanın renginde değişim gözlenebilir. Kanın rengi mavimsi ve eflatunumsu bir tonda olabilir.

 

Paramyxovirosis: (Virüs) 

İlk dikkat çekici belirti su tüketiminde artma ve sulu ishal şeklinde dışkıdır. Daha ileri aşamalarda, sinir sistemi bozuklukları gözlenir. Boyun dönmesi, kafanın geri ve arkaya doğru ters ve anormal hareketleri vardır. ( Sallabaş )Son olarak felç gözlenebilir. Yem yeme ve su içmede belirgin zorluklar gözlenir. Kuş zamanla güçsüz düşer, zayıflar ve ölüm gelebilir.

 

Pox: (Virüs)

 Daha çok genç kuşlarda görülen bir hastalıktır. Kuşun derisinde kahverengimsi renklenmeler oluşur. Nefes alma ve yem yeme sorunları vardır. Hastalığın ilk aşamalarında tüysüz bölgelerde, ayak üzeri, göz çevresi ve gaga başlangıcında siğil benzeri sonradan üzeri kabuk bağlayan yaralar oluşur. İrin üreten bu yaralar 15 gün kadar sonra kendiliğinden kaybolurlar. Aynı anda veya daha sonra kuşun ağızının içinde ve damakta sarı renkli sert irin tabakaları gözlenir. Ağız içindeki bu oluşumlar Trichomonas’a çok benzerdir.

 

Adenovirüs: (Virüs) 

Genç kuşlarda ve yeni yavrularda daha çok gözlenen bir hastalıktır. Vücut dokularından herhangi birinde anormal büyüme ve tümör ( ur ) oluşumu ile dikkati çeker. Diğer hastalıklarla birlikte görülme eğilimindedir. Sık sık kusma ve sarı – yeşil renkli ishal gözlenir. Özellikle dişi kuşlarda yumurtlama ve yavru sonrasında ani gelişen ağırlık kaybında bu hastalıktan şüphelenilmelidir. 

 

Circovirus: (Virüs)

 Genç kuşlarda ve yeni yavrularda daha çok gözlenen bir hastalıktır. Kuşun genel anlamda savunma mekanizmasını ve bağışıklık sistemini bozucu bir etkisi vardır. Diğer hastalıklarla birlikte görülme eğilimindedir. Gelişme bozuklukları, ağırlık kaybı ve ishal dikkat çekicidir. Solunum yollarında çeşitli sorunlar gözlenebilir. Vücut dokularında bozulmalara ve anormalliklere rastlanabilir. 

 

Aspergilosis: (Fungal)

 Genellikle müzmin form izleyen bir hastalıktır. Belirtileri vücutta ve deride olmak üzere iki gruptur. Performans kaybı, kayıtsızlık, güçsüzlük vardır. Solunum yolları sorunları ile birlikte ishal gözlenir. Sonraki aşamalarda ishal koyu yeşil bir renkte olur. Dil ve damaktaki beyaz- sarı – yeşil renkli tabakaların oluşması karakteristik belirtisidir. Deride görüldüğünde, deri döküntüsü, kuşlarda huzursuzluk ve tüy yolmanın yanı sıra, teleklerde çürüme ve kırılarak düşme. 

 

Cadidiasis: (Fungal)

 Kursağın hemen altında yer alan bezlimide de şişme, kursaktaki tahıl içeriğinin ara sıra kusulması, ağızdan kan gelmesi gibi karakteristik belirtilerin yanı sıra, ağız içi ve damakta beyaz mantar tabakalarına rastlanır. Kuşlarda genel bir kayıtsızlık hali, ağırlık kaybı, performans kaybı, genç kuşlarda yavaş büyüme gibi sorunlar gözlenir. Hastalığın deride görülmesi durumunda telek çürümesi ve tüy yarılmaları gözlenmektedir.

 

Trichomonas: (Protozon) 

Gaga birleşim yerinde dışardan gözlenebilen ur şeklinde sonradan kabuk bağlayan yaralar gözlenebilir. Bu yaralar Pox yaralarına çok benzer. Trichomonas yaraları sadece gaga birleşim yerinde görülür diğer yerlerde oluşmaz. Dışarıdaki bu yaralar 15 gün kadar sonra kendiliğinden geçer. Bunun yanı sıra aynı Pox’da olduğu gibi ağız içinde sarı renkli peynirimsi yara ve ur gibi oluşumlara rastlanır. Bu yaraların büyümesi solunum sorunları, yem yeme ve su içme zorlukları yaratabilir. Hasta kuşlarda genel bir halsizlik, kayıtsızlık, performans kaybı ve ishal ve kusma gözlenebilir. Hastalığın ileri aşamalarında ölüm gelebilir.

 

Plasmodiosis: (Protozon)

 Hasta kuşlarda anemi ( kansızlık )

en belirgin özelliktir. Kuşlarda nöbetler halinde tekrarlayan ateş yükselmeleri gözlenir. Bu dönemde kuş durgunlaşır, düşünmeye başlar ve tüy kabartır. Daha sonra ateş normale döner ve kuş biraz daha iyi gibi görünür. Genel olarak performans kaybı vardır. Sarımtırak renkli ve beyaz posalı bir ishal gözlenebilir.

 

Haemoproteosis: (Protozon) 

Hasta kuşlarda anemi ( kansızlık ) en belirgin özelliktir. Kuşlarda nöbetler halinde tekrarlayan ateş yükselmeleri gözlenir. Bu dönemde kuş durgunlaşır, düşünmeye başlar ve tüy kabartır. Daha sonra ateş normale döner ve kuş biraz daha iyi gibi görünür. Genel olarak performans kaybı vardır. Sarımtırak renkli ve beyaz posalı bir ishal gözlenebilir.

 

Hexamitiasis: (Protozon)

 At sinekleri tarafından güvercinlere taşınan bir hastalıktır. Ağırlık kaybı, kusma ve sulu köpüklü ishal gözlenir. Hastalığın ileri aşamalarında ishal bazen kanlı olabilir. Kuşlarda yeme karşı isteksizlik ve su tüketiminde artış vardır.

 

Coccidiosis: (Parazitsel) 

Coccidia adı verilen mikroskobik bir bağırsak parazitinin neden olduğu bir hastalıktır. Hasta kuşlarda yumuşak ve çok sulu bir dışkı vardır. Halsizlik, uyuşukluk ve ağırlık kaybı dikkat çekicidir.

Roundworms: (Parazitsel) 

Yuvarlak solucanlar grubundan 2 türün neden olduğu bu hastalık, özellikle genç güvercinleri etkiler ve ölüme bile neden olabilir. Güç kaybı, ağırlık kaybı, stres hali, tüy yolma, huzursuzluk, performans kaybı gözlenir. Bazen bağırsak iltihabı ve kanamaları gözlenebilir. İshal ve kusma vardır. Parazit güvercinin ince bağırsağında yaşar.

 

Hairworms: (Parazitsel) 

Kıl kurtları olarak  grubundan 4 türün neden olduğu bu hastalık, parazit sayısına bağlı olarak bağırsak delinmesi nedeni ile ölüme kadar gidebilir. Güç kaybı, ağırlık kaybı, stres hali, tüy yolma, huzursuzluk, performans kaybı gözlenir. İshal vardır. Ağır vakalarda bağırsak iltihabı ve kanamaları gözlenebilir. Bu durumda ishal kanlı şekilde görülür. Parazit güvercinin ince bağırsağında yaşar.

 

Stomach wall worms: (Parazitsel)

 Mide duvarı kurtları adı verilen bu grubun 2 türü güvercinlerde Bezlimide de bulunur. Bulunduğu bölgede ciddi hasara neden olurlar. Belirgin zayıflama ve güç kaybı yaratır. Halsizlik, uyuşukluk ve ağırlık kaybı dikkat çekicidir.

 

Tapeworms: (Parazitsel) 

Şerit adı verilen bu parazitlerin 2 türü güvercinlerde bağırsaklarda bulunur. Anormal zayıflama, yeme karşı isteksizlik, kayıtsızlık, güç kaybı, tüy yolma ve sürekli tüy karıştırma, stres hali, huzursuzluk, ağır vakalarda bağırsak iltihabı ve kanaması ile birlikte ishal gözlenir. Genç kuşları çabuk etkiler, yavrularda ölümcül olabilir.

 

Flatworms: (Parazitsel) 

Yassı solucanlar olarak adlandırılan bu grubun bir üyesi güvercinlerde kör bağırsakta parazit olarak bulunur. Kilo kaybı, ishal. 

GÜVERCİNLERİN BESLENMESİ

Güvercinlerin ömürleri 10 -18 yıl olup en verimli dönemleri 2 -8 yaş arasındadır. Canlı ağırlıkları ise 0,4 -0,6 kg aralığındadır. Güvercinlere verilecek yem miktarı yaklaşık canlı ağırlığın %10' u olup ortalama 40–50 gr arasındadır. Yemleme bir öğün olup akşamları yapılır. Farklı güvercin ırkları aynı sürede yemi tüketemediklerinden bunların ayrı yemlenmesi gerekir. Yemleme yapılırken; küçük ve az sayıda kuşun bulunduğu kümeslerde yemlik kullanılmalı, büyük ve kalabalık kümeslerde ise yemleme yapılan alanın temizliğine dikkat edilmelidir. Yem kümes tabanına doğrudan atıldığında hastalık taşıyan kuşların dışkılarının yeme bulaşmasıyla diğer hayvanlar da kolaylıkla hastalanırlar.

 

YEMLER

Yetiştirme periyodundan önce sınırlı düzeylerde verilen kenevir hızlı bir cinsiyet gelişimi sağlamaktadır. Burçak yüksek düzeyde sindirilebilir protein içerir. Çavdar ise sulu dışkılamaya neden olur. Güvercinler yemlik baklayı isteksiz tüketirken baklayı severek tüketirler. Bu hayvanlara verilen tahılların içersinde %10 düzeyinde yabani ot tohumu karışım bulunabilir.

 

Kış mevsiminde aşağıdaki rasyonları uygulayabilirsiniz.

1)%25 arpa, %20 buğday, %15 yulaf, %15 bakla, %10 bezelye, %10 mısır ve %5 kolza veya

2)%30 mısır, %25 buğday, %20 arpa, %15 yulaf ve %10 bakladan oluşan temel rasyon verilebilir.

 

Çiftleşme başlangıcından önce 3. haftadan 4. haftaya kadar olan yetiştirme periyodunda ise

1)%20 mısır, %20 buğday, %20 burçak, %20 bezelye, %10 yemlik bakla ve %10 fasulye ya da

2)%45 arpa, %20 buğday, %15 burçak, %10 bezelye ve geri kalanı mısır, bakla ve yağlı tohumlardan uluşan rasyonlar kullanılabilir.

 

STANDART

%50 Buğday - %20 Mısır - %20 Çılban - %10 Pirinç

 

DİYET

%50 Arpa - %30 Buğday - %10 Sorgum - %10 Darı

 

YAVRU BAKIM

%40 Buğday - %20 Mısır - %20 Çılban - %10 Ayçiçeği - %10 Darı

 

 

TÜY DEĞİŞİMİNDE BESLENME

Tüy değişimi güvercinleri oldukça etkiler. Hayvanlar durgunlaşır, tüyler dökülüp yenileri çıkarken huysuz olur ve sürekli kaşınırlar. Bu dönemde banyo yaptırılarak kuşların rahatlaması sağlanmalıdır. Tüy değişiminden önce vitamin ilavesi (A,D,E,B5,B12) gereklidir. Ayrıca kuşlar tüy değiştirirken de rasyonlar kükürtlü amino asitler ile desteklenmelidir.Vücut dokularında önemli görevler alan proteinler tüylerin yapısında da %88 oranında yer alır.Tüy dökümü devresinde kuşların sağlığını koruyabilmek için yeterli proteini almaları sağlanmalıdır. Yemdeki yağ oranının düşük olması da tüylere parlaklık kazandır.

 

 

KUŞLARDA SİNDİRİM SİSTEMİ

Kuşların ağzında diş ve yumuşak dokular yoktur, damak yarık ve serttir.Yemler ağza alındığında çiğnenmeden depo organı olan kursağa taşınır.Ergin kuşlar yavrularını kursaktaki gıda ile beslerler.Güvercinlerin kursaklarında kursak sütü adı verilen bir sıvı bulunur.Bu sıvı kursak mukozası epitel hücrelerinin şişerek patlaması sonucu oluşur ve sadece yavruların beslendiği dönemde salgılanır.Kursağı sindirilmeden terk eden besinler bezli midede HCL ve enzimlerle sindirime uğrarlar.

 

 

MİNARALLER

Güvercinlerin beslenmelerinin temelini yemler oluşturur fakat minerallerinde organizma için çok önemli olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kalsiyum ve fosfor bedende bulunan mineral maddelerim 3/4 ünü oluşturur. Bu elementler organizma için ilk sıradaki fizyolojik işlevleri sağlarlar. Ayrıca iskelet için de önemlidirler. Yumurta kabuğunun %98 i kalsiyumdan oluşur. Yemler kalsiyum açısından fakirdir. Kalsiyum eksikliği göğüs kemiği bozuk raşitik güvercin yavrularının doğmasına ve yumurta kabuğunun bozuk olmasına neden olur. Güvercinlere grit amacıyla; küçük taşlar kireç ve midye kabuğu ile %10 standart mineral madde karışımı, %10 ilaç otları, %5 odun kömürü, %6 balık karaciğer yağı ve balık yağı emülsiyonu,%2 kükürt çiçeği ve iz element karması ile humus ve zayıf ca içeren silika toprağından oluşan güvercin taşı verilir. Güvercinler yediklerini hazmedebilmek için girintili-çıkıntılı bir yapıya sahip taş, çakıl parçacıklarına ihtiyaç duyarlar. Bu kesinlikle kum olmamalıdır. Çünkü ''kum'' güvercinlerin yediklerini öğütmesine sindirmesine yani besinlerden tam faydalanmasına yardımcı olamaz. Tersine, kum yuvarlak taneli olduğundan sindirim sisteminde gereksiz bir yorgunluğa neden olur ve kısa zamanda dışarı atılır. Oysa gerçek mineraller sert yapıya sahip granit parçacıkları içerir. Dahası kalsiyumca zengin istiridye kabukları ve doğrudan iskelet yapısını geliştiren dikalsiyum fosfat bu yapıyı tamamlar. Kırmızı kil de metabolizmada önemli görevler üstlenir. Sağlıklı kemik yapısı için gereklidir, ishali önler, zehirli maddeleri bağırsakta baskı altına alır, madensel tuzlar sağlar. Bu ürünler sürekli kullanıldığında; Yumurta verimi artar, Yumurta içinde yavru ölümleri ortadan kalkar, Sindirim sistemi iyi çalışır, Yavruların kemik yapısının gelişmesi sağlanır, Genel sıhhatte belirgin bir iyileşme görülür. Tüyler daha parlak ve sağlıklıdır. Son yıllarda ülkemizdeki güvercin ırklarında küçülme aslında kader değildir. Avrupa' da zaman içinde ırkların büyüdüğü gözlenmiştir. Güvercin ırklarının küçülmesinin asıl nedeni ısrarla kum kullanılması ya da piyasaya ''mineral'' diye sunulan bir takım taşların kullanılmasıdır.

 

 

VİTAMİNLER

Güvercinin yaşam koşulları düzenli olarak vitamin almaya uygun olmayabilir ve vitamin eksikliği görülebilir. Yani, düzensizlik ve doku bozukluğu olmaksızın, bir veya daha çok vitamin eksikliğinden oluşan rahatsızlıklar görülebilir. Bunlar gelişme düzensizlikleri, verimin azalması hastalıklara karşı daha az dayanıklılık, sportif randımanın azalması gibi belirtilerle ortaya çıkar. Vitamin ihtiyaçları zaman içinde değişiklik gösterir; yarışmanın yol açtığı ''stres'', büyüme hastalık, tüy değişimi gibi etmenler söz konusu olduğu zaman vitamin ihtiyacı artar. Güvercinlere gerekli olan belli başlı vitaminler şunlardır.

B1 vitamini:Yağ asitlerinin ve karbonhidratların bozulmasını sağlar. Güvercinin yüksek seviyedeki metabolizması özellikle yarış döneminde bu vitaminin ne kadar önemli olduğunu kanıtlar.

D vitamini:Metabolizmanın fosfor-kalsiyum dengesinin sağlanmasında önemli rol oynar. Raşitizmi ve göğüs kemiğinin ''S'' şeklinde bozulmasını önler.

A Vitamini:Genç güvercinlerin gelişiminde gereklidir. Bulaşıcı hastalıklara ve parazitlere karşı koruyucu özelliği vardır.

E Vitamini:Kasların, sinir sisteminin iyi çalışması ve iyi yavru verimi için gereklidir.

K Vitamini:Kanamalı hastalıklara karşı kullanılır.

 

 

ELEKTROLİTLER

Uzun ve zorlu bir uçuş sonrasında güvercinin metabolizmasının daha kısa sürede normal hale gelmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılır. Ürenin, sitrik asitin ve fosforik asidin, laktik asitten ve karbonik asitten ayrılması esnasında beli başlı sodyum iyonları tüketilir. Bu durumda güvercinin sahip olduğu sodyum iyonlarının miktarı önemlidir. Uçuş sırasında meydana gelen su kayıpları da göz önünde bulundurularak yarış dönüşünde elektrolit kullanmak gereklidir. Bu enerji yüklü içecek su ve elektrolitin yeniden depolanmasını sağlar ve bazal asit dengesini canlandırır. Ayrıca güç kazanma süresi de en aza iner. Adenoviroz, paramiksoviroz gibi bazı hastalıklar sulu ishale yol açar, bunun sonucunda da önemli ölçüde tuz kaybı olur. Elektrolitler su kaybını ve madeni tuzların azalmasını önler ve iyileşmeyi hızlandırır. Sulu ishallerde tedaviye destek amacıyla da kullanılabilirler.

 

 

SARIMSAK (SARMISAK)

Sarımsak çok bilinen ve olağan üstü tedavi edici özellikleri nedeniyle kullanılan bir bitkidir. Mide salgılarını uyarır, mayalanmayı ve sindirim bozukluklarını önler, kan dolaşımını güçlendirir ve solunum yollarının korunmasını sağlar. Yetiştiricilerin çoğu güvercin için sarımsağın yararlarını bilirler ve kuşların içme sularına düzenli olarak bir diş sarımsak atarlar. Bu durumda kuşlar sarımsaktan çok az faydalanırlar. Daha etkin fayda sağlamak için sarımsak yağı ürünleri kullanılabilir. Ayrıca sarımsak yağı-bira mayası karışımı güvercinlerin sağlığı için mükemmel bir koruyucudur.

 

 

SU İHTİYACI

Kuşların su ihtiyacı günlük ve taze olarak karşılanmalı, ilaç ve vitamin eklenmiş sular da kümeste uzun süre tutulmalıdır. Güneş ışığı su içindeki vitaminleri güçlü bir şekilde etkileyeceğinden su kabının gölgede     bulundurulması uygun olur. Bütün suluklar haftada bir kaç kez yıkanmalı ve fırça ile iyice temizlenmelidir.

GÜVERCİNLERDE YÖN TAYİNİ

 

UÇURDUĞUMUZ GÜVERCİN YA GERİ DÖNMEZSE ?


     Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu tanıyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yattığı için gazetelere haber olanların yanı sıra, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil. Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu tutku, zamanla hep daha iyi kuşlara sahip olabilmek uğruna verilen uzun bir uğraş haline geliyor. Peki bu derece değer verdiğiniz güvercininizin uçurduğunuzda yuvasına geri gelemeyeceğini bilseydiniz ne yapardınız? Bu konuda en ufak bir şüpheniz olsaydı kuşunuzu uçurur muydunuz? Sanırım böyle bir şey olsaydı kimse güvercin uçurmaz hatta beslemezdi. Güvercin belki de bir kafes kuşu olarak alınıp satılır, kuş satın alınacağı zaman sadece renksel ve şekilsel bazı özelliklere bakılır, uçuş performansı gibi bir kavram hiç olmazdı. Bu aslında bildiğimiz anlamda güvercin yetiştiriciliğinin de sanırım sonu olurdu. Neyse ki, bütün güvercin yetiştiricileri uçurdukları kuşlarının yuvalarına geri döneceğinden adları gibi emindirler. Bazen çeşitli nedenlerle istisnai bazı durumlar yaşansa bile, bir güvercin uçtuktan sonra mutlaka yuvasına geri dönmektedir. Evcil güvercinlerle ilk tanıştığım ortaokul yıllarımda beni ilk etkileyen özellik, uçurduğum kuşların yuvalarına geri dönmeleri olmuştu. Uzunca bir süre neden kaçıp gitmediklerine ya da kaybolmadıklarına hayret etmiştim. Güvercinlerim gökyüzünde nokta gibi gözüküyor ve sonra da onları gözle göremez oluyordum. Eminim o yükseklikten bütün Ankara’yı ve çevresini çok rahat bir şekilde görebiliyorlardı. Daha sonra alçalıyor ve benim balkonumu bulup yuvalarına geri gelmeyi becerebiliyorlardı. Gerçekten de hayret vericiydi.


GÜVERCİNLER YÖNLERİNİ NASIL BULUYORLAR ?


     Güvercini diğer bir çok canlıdan ayıran en önemli özellik, kanımca yuvasına ve eşine olan bağlılığı ile çok gelişmiş olan yön bulma yeteneğidir. Acaba güvercinler bu özelliklerini neye borçlular? Nasıl olup da şaşmaz bir şekilde yönlerini bulabiliyorlar? Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir çok bilim insanı bu konuda araştırmalar ve deneyler yapmıştır. İlk önceleri, kuşların yer şekillerini, binaları vb noktaları akıllarında tuttukları ve yönlerini bunlara göre belirledikleri düşünülmekteydi. Yapılan bazı deneyler bu düşüncenin yanlış olduğunu ortaya çıkarttı. Güvercinlerin gözlerine etrafı görmelerini engelleyen lensler takılarak yapılan bir deneyde, kuşlar bir tür kör edildiler. Daha sonra yuvalarından oldukça uzağa götürülüp uçuruldular. Bu durumda bile güvercinlerin bir çoğunun yuvalarına geri geldiği gözlendi. Bunun üzerine daha farklı varsayımlar üzerinde durulmaya başlandı. Aslında kuşların güneş ve yıldızlara bakarak yön belirledikleri görüşü uzun bir zamandır araştırılmaktaydı. Bu konuda yapılan bazı deneyler bu görüşü destekler doğrultudaydı. Özellikle posta güvercinleri ile çeşitli deneyler yürütülüyordu. Bu kuşların uzun yolları kat edip geri gelmeleri üzerinde duran bilim insanları kuşların güneşe göre yön belirlediklerini saptadılar.


GÜNEŞE VE YILDIZLARA GÖRE YÖN BULMA


     Bu konuda ilk kez ortaya görüş süren Alman kuş bilimci (ornitolog) Kramer olmuştur. Gündüzleri göç eden kuşlardan olan bir sığırcık (Sturnus vulgaris) ile yaptığı bir deneyde, sığırcığı etrafını aynalar ile kapattığı bir deney kafesine koymuştur. Aynalar öyle bir konumda yerleştirilmişlerdir ki kuş güneşten başka bir şey görememektedir. Kramer aynaların konumu ile oynayabilmektedir. Böylece aynaların konumunu değiştirerek güneşin durumunu istediği gibi değiştirebiliyordu. Aynaları her oynayışında sığırcığın güneşe göre aynı konumunu koruyabilmek için aynanın oynatıldığı ölçüde sürekli yer değiştirdiğini fark etti. Bunun üzerine aynı deneyi farklı bir biçimde tekrarladı. Bu sefer kuş, kapalı bir ortamda güneşi görmeksizin aynı deneye tabi tutuldu. Bu deney sonrası kuş yön duygusunu tamamen yitirdi. Yaptığı benzer deneyler sonucu Kramer, kuşların güneşin kendi yörüngesi üzerindeki hareketini fark ettiklerini, buna bağlı olarak konumlarını belirleyebildikleri sonucuna vardı. Özellikle gece de göçlerini sürdüren bazı kuş türleri üzerinde yapılan araştırmalar ise, bu kuşların yönlerini yıldızlara bakarak saptayabildiklerini ortaya çıkarttı. Ancak burada kuşlar eski gemiciler gibi kutup yıldızına bakıp ya da herhangi bir yıldıza bakıp yön belirlemiyorlar, gökyüzünün genel konumuna göre yön tayin ediyorlardı. Sarıasma (Oriolus oriolus) kuşları, yapay bir ortamda sonbahar gökyüzü görünümü altında yetiştirilmişlerdir. Bu kuşların sonradan yapılan deneylerde bu yapay gökyüzüne göre yönlerini bulabildikleri saptanmıştır.


GÜVERCİNLER DÜNYANIN MANYETİK ALANINI KULLANIYOR


     Yukarıda anlatılanlara benzer şekilde yapılan bir çok deney, kuşların gökyüzüne bakarak güneş ve yıldızların konumuna göre yön saptayabildiklerini göstermiştir. Ancak gözleri lensle kapatılan güvercinlerin de yönlerini bulabilmiş olması veya gece göç eden kuşların kapalı havalarda yönlerini şaşırmamış olmaları gibi durumlar kuşların farklı bir yön bulma mekanizmasını da kullandıklarını göstermektedir. Peki bu mekanizma ne olabilir? Yapılan araştırmalar, dünyanın manyetik alanının kuşlar tarafından yön bulmak amacı ile kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Kuşlar yer kürenin manyetik alanından yararlanarak yön bulma yetisi geliştirmişlerdir. Kuşların bir çoğu Manyereseptör adı verilen manyetik alan algılayıcı bir sisteme sahiptirler. Bu sistem sayesinde kuşlar göç sırasında ya da uçurulduklarında dünyanın değişen manyetik alanını hissederek yönlerini belirleyebilmektedirler. Deneyler, göçmen kuşların manyetik alandaki %2’lik bir değişimi bile algıladıklarını göstermiştir. Özetle kuşların içinde bir tür pusula bulunmaktadır. Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk kez Rus doğa bilimci Middendrof tarafından ortaya atılmıştır. Dünyadaki manyetik alan, yer kürenin çekirdeğinde erimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanmaktadır. Bu manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçerek bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri şeklindedir. Bu aynı bir mıknatısın kutupları arasına demir tozları serpiştirildiğinde oluşan çizgilere benzemektedir. Gözle görünmeyen ancak varlığı deneylerle saptanabilen bu manyetik alandan esinlenerek, yön bulmaya yarayan pusula dediğimiz aletler icat edilmiştir. Pusulanın ibresi hep bu manyetik alan çizgilerine paralel konumda durur ve dolayısıyla bize hep kutupları işaret eder. Bizler ancak bir pusula yardımı ile bu doğrultuları saptayabilirken acaba kuşlar bunu nasıl becermektedirler ? Kuşların iç pusulası nasıl çalışmaktadır.?


KUŞLARIN İÇ PUSULASI


     Kuşların Manyereseptör (manyetik alan algılayıcı) bir sisteme sahip olduğunun düşünülmesi üzerine, bu konuda araştırmalar yoğunlaştı. Bu varsayımı doğrulamak için iki Amerikalı araştırmacı olan Walcot ve Keeton çeşitli deneyler yaptılar. Uzaklardan uçurulduklarında yönlerini kolaylıkla bulabilen bir dizi güvercin üzerinde yürütülen bu deneylerde, ilk olarak güvercinlerin üzerine küçük bir mıknatıs bağlandı. Bu şartlarda uzaktan bırakılan güvercinlerin yönlerini tamamen şaşırdıkları gözlendi. Kuşlara bağlanan mıknatısın kuşların iç pusulası üzerinde saptırıcı etki yaptığının saptanması, aynı zamanda böyle bir sistemin varlığını da kanıtlamaktaydı. Bu olayın belirlenmesi üzerine bu doğrultudaki araştırmalar hız kazandı. Bugün, jeomanyetik alandaki değişmelerin, güneşteki patlamalar ve bazı değişikliklerin yeryüzündeki biyolojik sistemleri olumsuz etkilediğini bilmekteyiz. Jeomanyetik fırtınaya yakalanan bazı güvercinlerin yönlerini şaşırdıkları gözlenmiştir. Bu tür değişimlerin özellikle göçmen kuşların göç yollarını şaşırmasından, balinaların karaya vurmasına kadar bir çok değişime yol açtığı bilinmektedir.


MANYERESEPTÖR NASIL ÇALIŞMAKTADIR ?


     Yeryüzündeki manyetik akım çizgileri, jeomanyetik ekvatorda yatay durumdayken, kuzeye ve güneye doğru gidildikçe daha dik açılarla kesişir konuma gelir. Alanın şiddeti kutuplara yaklaşıldıkça artar. Ekvatorda ise daha zayıftır. Dünyada yaşayan bazı canlıların bu alanın şiddetini ve eğim açısını saptayabilen Manyereseptör adı verilen alıcılara sahip olduğu deneylerle belirlenmiştir. Bu alıcılara sahip canlıların bu sistemi yer küre üzerinde alan bulmakta kullandıkları saptanmıştır. Bu tür alıcılara sahip olan canlılar arasında bazı mikroorganizmalar, kuşlar, balinalar, bazı balıklar bulunmaktadır. Bir tür iç pusula olarak adlandırabileceğimiz bu sistem, güvercinlerde sinir sistemine yuvalanmış küçük manyetik mineral birikimleri ile sağlanmaktadır. Güvercinlerin kafatasları ile beyinleri arasında bulunan bu ferromanyetik tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimlerdir. Pusulanın ibresi gibi düşünebileceğimiz bu mineral tanecikleri, yeryüzünün manyetik alanındaki değişimlerden etkilenmekte ve ilişikte bulundukları sinir hücrelerinde bir implus (uyarı) meydana getirmektedirler. Bu impluslar sinir sistemi aracılığı ile beyine iletilmekte ve güvercin gerekli hareketleri gerçekleştirmektedir. Amerikalı araştırmacılar olan Walcot ve Keeton bu konuda yaptıkları bir deneyde, her tarafı kapalı bir kafes içine koydukları saka kuşunu (Carduelis carduelis) Helmholtz bobini olarak adlandırılan manyetik alan yaratıcı bir sistemin merkezine yerleştirdiler. Bu sistem sayesinde manyetik alanın yoğunluğunu değiştirmeksizin alanın yönünü değiştirmek olanaklıydı. Alanın yönünü sürekli değiştirerek saka kuşunun davranışlarını gözlediler. Saka kuşu manyetik alanın yönü her değiştirildiğinde kendini yeni yöne göre ayarlıyordu. Bütün bu araştırmalar kuşların manyetik alandan yararlandığını ortaya koymaktadır.


SİSTEMİN YANILGI NOKTALARI


     Bu sistem çok mükemmel gibi görünse de bazen yanılmaktadır. Özellikle manyetik alanı algılayamayacak şekilde uzaktan bırakılma, “lokal manyetik anormaller” olarak adlandırabileceğimiz demir yatakları, madenler, jeomanyetik alandaki değişime neden olan olaylar, fırtınalar hatta güneşteki patlamalar bile sistemin aksamasına neden olabilmektedir. Neyse ki, kuşlar sadece bu sistemden yararlanarak yön belirlememektedirler. Aslında kuşlar yön bulmakta güneş ve yıldızların konumlarını da kullanmaktadırlar. Bu nedenle esasen iki tane iç pusuladan bahsetmek belki de daha doğru olacaktır. Yeryüzünün manyetik alanının yön belirlemede kullanılmasını sağlayan bu sistem göçmen kuşların tümünde hatta bütün kuşlarda varmış gibi görünmektedir. Ancak her kuşun bu sistemi kullanma şekli farklıdır. Her iki sistemin (pusulanın) birbiri ile çeliştiği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Hangi pusulanın kullanılacağı kuş türüne ve göç yollarına göre değişmektedir. Düzenli olarak yükseklerde uçan kuşlarda yıldız sistemi daha öncelikli kullanıldığı sanılmakla birlikte, çelişkili durumlarda manyetik pusulanın ön planda geçtiği düşünülmektedir. Bu konuda Bozötleğen (Sylvia borin) kuşlarının yavruları ile yapılan bir deneyde, kuşlar aynı yapay yıldız görüntülerinin bulunduğu iki farklı ortamda yetiştirilmişlerdir. Ortamlardan birinde manyetik alan bulunmakta, diğerinde ise bulunmamaktadır. Büyüyen kuşlar daha sonra doğaya salıverilmişlerdir. Manyetik alan bulunan ortamda yetiştirilenler doğru yöne yönelirlerken, manyetik alan bulunmayan ortamda yetiştirilenler yanlış yöne yönelmişlerdir. Deney sonuçları kuşların çelişkiye düştükleri durumlarda manyetik bilginin, yıldızlardan gelen bilginin önüne geçtiğini göstermektedir. . Ancak son yıllarda bu konuda yepyeni teoriler ortaya atılmıştır. Posta güvercinleri ile yapılan deneyler, bu güvercinlerin yukarıda aktardığımız sistemlerin yanı sıra farklı bazı sistemleri daha kullandıklarını ortaya koymaktadır.


KOKU TEORİSİ


     1947 yılında geliştirilen manyetik alan varsayımı uzun yıllar genel kabul görmüştür. Ancak son dönemde bu konuda yeni bir varsayım daha ortaya atılmıştır. Bu varsayıma göre güvercinler, koku duyguları sayesinde hedeflerine ulaşabilmektedirler. Koku varsayımı ilk kez 1972 yılında F. Papi tarafından ileri sürülmüş ve 1980 yılında Almanya’da Hans Wallraff tarafından hafifçe değiştirilerek son halini almıştır. Bu varsayıma göre her coğrafi bölgenin uçucu maddelerden oluşan kendine özgü bir kokusu vardır. Yapılan araştırmalar güvercinlerin yön bulmasına yarayan kokuların havada aeresol halinde değil, molekül halinde bulunduklarını ortaya çıkartmıştır. Posta güvercinlerinin bu kokuları tek tek tanıdıkları düşünülmektedir. Bu güvercinlerin yavrularının bile farklı yönden esen rüzgarların, farklı kokular taşıdığını daha uçmaya başlamadan öğrendiği ve yaşadığı bölgenin bir koku haritasını çıkarttığı kabul edilmektedir. Uçmaya başladıktan sonra ise, farklı bölgelerin kokularının bu haritaya ilave edilerek haritanın geliştirildiği varsayılmaktadır. Bu konuda bir çok deney yapılmakta ve varsayım desteklenmeye çalışılmaktadır. Özellikle koku alma duyuları geçici olarak köreltilen güvercinlerin tanımadıkları bir bölgeden geri dönemedikleri gözlenmiştir. Ancak bölgeyi önceden tanıyorlarsa geri gelebilmektedirler. Bugün koku varsayımı genel olarak kabul edilen bir görüş durumundadır. Ancak diğer yön bulma yetileri ile birlikte ve duruma göre kullanıldığı düşünülmektedir. Bu konudaki çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir.

 

 

GÜVERCİN KÜMES MALZEMELERİ

 

 

BEKAR TÜNEKLİK

 

Bekar Tünekleri:

 

Eşsiz güvercinler ve yavrular için üretilmiştir. Özel tasarımı sayesinde tüy kirlenmelerini ve tünek kavgalarını önler.

 

 

GÖSTERİ KAFESİ

 

Gösteri Kafesi:

 

Revir, eşhane ve pırıltı kafesi olarakta kullanılabilir. Galvenizli telden yapılmıştır. Üstten kapaklıdır. 

 

MAMALIKLAR

Mamalıklar:

 

Plastik mamalıklar özel yemleme, mineral verme ve gösteri kafeslerinde kullanılır. Geçme kancalıdır. 

 

MİNERALLER

Mineral:

 

Güvercin sağlığı için vazgeçilmez olan mineraller aynı zamanda sindirim taşı görevini yaparlar.

 

 

SULUK

Suluklar:

 

Çeşitli boylarda güvercinler için üretildiğinden su haznesine yabancı madde almayacak şekilde tasarlanmıştır.

 

TABAN IZGARASI

Taban Izgarası:

 

Sağlıklı güvercinler için vazgeçilmez olan tabanızgaraları uzun ömürlüdür ve kolay temizlenir.

 

YEMLİK

Yemlik:

 

Ahşaptan üretilmiştir üstündeki pırdöndü ile güvercinlerin konmasını engelliyecek biçimde tasarlanmıştır.

 

YUVA IZGARASI

Yuva Izgarası:

 

Yuvalıkların altına konarak kullanılan özel ızgaralar güvercin dışkısını ve kuşsütü artıklarını ulaşılamaz kılar.

 

YUVALIK

Yuvalık:

 

Plastikten mamül yuvalıklar yumurta zaiyatını önler ve yuvada hijyen sağlar. Temizlenmesi hızlı ve kolaydır.

 

 

 

 

Güvercin Kümesi Bakımı

KÜMES BAKIMI 

 

Güvercinlerin sağlığı için birincil derecede önemli olan konu kümes bakımıdır. Bu neden le.

Kümes büyüklüğünün kuşlar için yeterli olup olmadığına dikkat edilmeli

Kümeste temiz hava cereyanına imkân verecek büyüklükte havalandırma boşlukları bulundurulmalıdır. Kümes içindeki hava ne kuru nede aşırı nemli olmalıdır.

Kümes tabanının ve tüneklerin ıslak kalması mantar ve küflerin kolaylıkla üremesine neden olacağından kümes tabanının kuru kalması sağlanmalıdır.

Kümes sık aralıklarla temizlenmelidir. Burada belirtmek istediğim önemli bir konu uzun süre temizlenmeyen ve kapalı kalan kümeslerde hayvanların dışkılarından kaynaklanan amonyak gazı oluşumudur. Bu gaz kümesde ki hayvanların ihtiyacı olan temiz havayı kirleterek özellikle yavru mevsimlerinde yumurta içinde yavru ölümlerine sebep olmaktadır. Ayrıca kuşların gözlerinde görülen sulanmada gene bu gazdan kaynaklanabilir